“Yasemin Hareketi” Avrupa Parlamentosu Seçimleri 2019 – Basın Bildirisi

Yurdumuz 2004’te AB’ye tam üye olduktan sonra 26 Mayıs’ta Avrupa Parlamentosu için dördüncü kez seçime gidiyoruz. Sanıyoruz ki bize en çok sormak istediğiniz soru şudur: “Yasemin Hareketi” olarak neden biz bu seçime girdik?

Biz burada Türkçe konuşan altı Kıbrıslı adayız ve hepimiz Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşıyız. Tüm Kıbrıs Avrupa Birliği’ne üye olduğu halde, adanın kuzeyi Avrupa dışında Türkiye’nin eline ve insafına bırakıldı. Kıbrıslırum ve Kıbrısıtürk statükocular ise yıllardır çok açık olan bu gerçeğin adeta üstünü örtmek için anlaşmış gibidir.

Biz bu örtüyü kaldırmak için adayız.

Kıbrıs’ın güneyinde Avrupa muktesabatı yürürlükte iken, kuzeyinde yürürlükte olan Ankara müktesebatıdır. Ankara müktesebatının neye tekabül ettiğini uzun uzun anlatmaya gerek yoktur. AKP ve Tayyip Erdoğan’ın kurduğu İslamofaşist diktatörlükte, Türkiye, insan haklarının sıfırlandığı, yargının muhaliflere yönelik bir sopaya dönüştüğü, hapishanelerin düşünce suçlularıyla dolup taştığı bir ülke konumundadır. Kuzeyde alınan bütün kararlarda son sözü Türkiye hükümetinin söylediğini düşünürsek, sıranın nüfus olarak Türkiyelileşen kuzeyin, sistem olarak da Türkiyeleşmesine geleceğini görüyoruz.

Biz farkında olduğumuz bu tehlikeyi dile getirmek için adayız.

Kuzeydeki Kıbrıslıtürkler azınlık durumuna düşerken bizzat Kıbrıs’ın da ölmekte olduğunun farkındayız, çok geç olmadan gerçekleri dile getirmek için adayız.

Yurdumuz için en trajik tarih olan 1974’ten beri adamız Türkiye’nin işgali altındadır. 1960 Zürih ve Londra anlaşmalarına göre adada 650 asker bulundurma hakkı olan Türkiye halen 40 bin askeri ile buradadır. Ancak bu işgal sadece askeri bir işgal olmaktan çıkmış, Türkiye’den yıllardır aktarılan nüfusla sivil bir işgale dönüşmüştür. Nüfusumuz sistematik bir şekilde değiştirilmiş, demografik bozguna uğratılmıştır. Türkiye’den taşınan yerleşik nüfus, yerli Kıbrıslı nüfusu en az beşe katlamıştır. Yerleşiklerin yerli, yerlilerin ise yersiz yurtsuz kalma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu, nüfusun en yetkili sanılan makamlar tarafından bile bilinmediği, 1974’te Kıbrıslırumların elinden silah zoruyla alınan toprakların sahte tapular dağıtılmak suretiyle yağmalanmaya devam ettiği bu koşullarda, biz “Yasemin Hareketi” olarak gizlenen gerçekleri söylemek üzere yola çıktık.

“Afrika” gazetesinin bugüne kadar Türkiye’ye işgalci dediği için uğramadığı baskı ve şiddet kalmadı. Gazete iki kere bombalandı, iki kere kurşunlandı, geçmişten bugüne onlarca dava açıldı. Son olarak da geçtiğimiz yıl 22 Ocak’ta Erdoğan’ın hedef göstermesiyle yerleşik bir güruh polisin himayelerinde “Afrika”ya taşlı sopalı bir linç saldırısı düzenledi. Mahkemenin hapse gönderdiği saldırganlar serbest bırakılırken, “Afrika”nın genel yayın yönetmeni Şener Levent ve direktör Aliosman Tabak’ın “Yabancı devlet büyüğüne hakaret” suçlamasıyla yargılanıyor olması 22 Ocak’ta 74 işgalinin üzerine nasıl bir rejimin eklendiğini gösteriyor.

Biz toplumda da infial ve korku yaratan bu rejimi deşifre etmek için adayız.

İşgal bölgesinde Türkiye’nin baskısına direnenlerin sesinin uluslararası arenaya yansımadığını, her yıl kuzeyden Brüksel ve Strazburg’a gönderilen siyasilerin oralarda gerçekleri söylemediklerini biliyoruz. “Yasemin Hareketi” olarak aday olmamızın başlıca sebeplerinden biri de budur. Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıs’ta yaşadığımız gerçekleri dile getirmek boynumuzun borcudur.

Biz birleşik değil bitişik bir Kıbrıs’tan yanayız. Sınırsız ve bölgeleri Türk ve Rum diye ayrılmayan bir Kıbrıs istiyoruz. Biz iki devlet yani taksim dışında bulunacak her çözümü destekliyoruz. Biz federal çözüme karşı değiliz, ancak, federasyonu ayrı devlete sıçrama aracı olarak değil, tam tersine tek Kıbrıs’ı yaratma yolunda bir araç olarak görüyoruz. Kıbrıs Cumhuriyeti de iki toplumlu bir federasyondu, ancak şimdi istenilenden farklı olarak iki bölgeli değil tek bölgeliydi. Kıbrıs bir adadır ve bütündür, bir adadan iki ayrı ülke yaratılmak istenmesi abestir. Adanın her iki yanında federal çözümden yana olduğunu söyleyenlerin bunun altını doldurmaları, özellikle garantörlükle ilgili açık konuşmaları gerektiğine inanıyoruz.

Bugüne kadar liderlikler ve siyasi partiler çözüm ve barış yolunda ciddi adımlar atamadılar, kayıplar konusunun halen uzayıp gitmesi, iki liderin bir kere bile birlikte bir toplumezara gitmemesi, Maraş’ın açılmaması, savaş suçlarının yargılanmaması sadece birkaç örnektir.

Bunları söylemek zorundayız.

Şu anda çok kritik günlerden geçiyoruz. Denizlerimizde hazine bulundu ancak bunun nasıl sonuçlanacağından emin değiliz. Çevremiz savaş gemileriyle dolu.

74’te faşist Yunan Cuntası Kıbrıs’a büyük kötülük yaptı, şimdi ise Türkiye’de faşist bir diktatörlük var. Türkiye’nin Suriye’de izlediği saldırgan politika, Kıbrıs’a da yapabileceği kötülüklerin kanıtıdır. Biz bu tehlikenin farkında olduğumuz için adayız. Yalnız kuzeyde değil güneyde de bu faşist diktatörlüğü kucaklayan kesimler olduğunu, İslamofaşizmine karşı olduğumuz için bizi “Türkiye düşmanı” ilan eden Türk yetkililerin de güneydeki bu kesimleri kucakladığını hayretle izliyoruz.

Vaktiyle Yunan faşist cuntası adamız için ne kadar tehlikeli olmuşsa şu anda Türkiye’deki faşist rejim de hepimiz için o kadar tehlikelidir.

İşte biz bunun için adayız. İşgale ve faşizme karşı güçlü ses “Yasemin Hareketi”.